•  
  •  
Son Dakika
26 Nisan 2019 Cuma

Portreler Cevat ALPARSLAN -2-

25 Şubat 2018 Pazar, 14:48

Cevat Paşamızın ağzından Küçüklüğünün ve gençliğinin geçtiği Köroğlu sokağından anıları:

Çocukluk ve gençlik dönemimin geçtiği sokağı sizlere anlatmadan önce, belirmek isterim ki, bu sokakta yaşayanlar bir büyük aile gibiydiler. Kıvançta ve tasada birlikte hareket ediliyordu. Sokak dayanışması fevkalade idi. Büyüklere saygı, küçüklere sevgi ve yardımlaşma en üst düzeyde idi. Örf ve âdetler çok güzel uygulanıyordu. Bayramlar ve bayramlardaki ziyaretler ve çocukları sevindirmeler çok güzeldi. Kandillerde lokma dökmeler, mum yakmalar, ev ziyaretleri… Şimdi anılarımda kalanlar bunlar.

1944 depremindeki dayanışma harikulade idi. Kolacı Abdullah Efendinin bahçesinde çadır ve kilimlerden oluşan büyük bir yatma yerinde Apdullah Efendiler, Şamlı İbrahim Efendiler, Apdullah Efendinin kiracısı olan Vali Bahçıvanı ve bizler aynı yerde yattık, kalktık. Birlikte yedik. Daha sonra herkes evinin bahçesinin uygun yerine bir ahşap baraka yaparak, yaşamına devam etti. Sonra da deprem yaraları sarılmaya çalışıldı. Yıkılan veya çok hasar gören evlerin yerine yine ahşap olarak yeni evler yapıldı.

Aktaş mahallesindeki sokağımızın önceleri ismi “Köroğlu” idi. Sonraları “Fakı Cemil” sokağı oldu. Bu sokakta bulunan aileleri ve kişileri siz okurlarıma şimdi tanıtmak istiyorum. Önce kendi ailemden başlıyorum. Evimiz bu sokakta 26 numarada idi. Yanımızda Manav Hasan Özhancılar, karşımızda ise Nuhlar vardı. Sonradan bu ev emekli Yarbay İhsan Beye satıldı. Evimiz bahçe içinde ahşap 2 katlı idi. Çıkmaz sokağa bakan ve selamlık tabir edilen 2 odalı bir küçük ev, esas evimize bir holle bağlıydı. Bu küçük evde babam ve arkadaşları o zamanın sazlı, sözlü, şarkılı eğlencelerini düzenlerler, çekme helvalar yaparlarmış

Ben görmedim. Zira rahmetli babam, ben daha 6 yaşında iken, genç yaşında vefat etmiş; babamla ilgili anıları annemden duymuştum. İkiz kız kardeşlerim ise, bir yaşlarında yetim kalmışlardı.

Kız kardeşlerim Türkân ve İlhan tek yumurta ikizleri olduğundan; aileden başka kimse onları ayırt edemezlerdi. İkizler büyüdükçe ailemizin sembolü oldular. Bizim eski lakabımız unutularak; bizlere İKİZLER denmeğe başlandı.

Annemiz Hatice Hanım, ikiz kardeşimle bizi çalışkanlığı ve becerisiyle kimselere muhtaç etmeden büyüttü. Babaannemizden kalan Yozgat (Çam Yayla), Örencik, Berk ve Okçular köylerindeki tarlalardan gelen buğdayların bir kısmını biz tüketir, fazlasını satardık. Bu arada anneannemin ve dayılarımın desteklerini de söylemem gerekir. Annem becerisiyle, çalışkanlığıyla Örencik Köyünde bostan eker, Çam Yayladaki eriklerden pestil yapardı. Böylece yazlık ve kışlık erzaklarımızı sağlardık. Eskiden her evde hayvan beslenirdi. Bizim de iki ineğimiz vardı. Karaçayır’da çoban eşliğinde otlarlar, akşam olunca da evimize dönerlerdi. Annem evimizdeki fırında kendi ekmeğimizi yapardı. Fırın yakıldığı günlerde mahalledeki komşu hanımlar bize gelirler, annemin yaptığı küçük ekmeklere (güçcek) ve cevizli hamursuz ekmekleri tereyağlı ve turşu ile yerlerdi. Annemin erkeği olmadığı için bizim evimize çok kadın misafir gelir, hanımlar kös oynarlardı.

Komşumuz Hasan Abi, babamın yakın arkadaşı idi. Becerikli, elinden her iş gelirdi. Hobi olarak Hint horozu yetiştirirdi. Bir horoz da bana vermişti. Bir gün ahşap evinin penceresini yenilerken, pencere kasasını yerine takma esnasında, kasa ile birlikte 2.kattan yere düştü. Yaralandı. Sağlam bir bünyesi olduğundan çabuk iyileşti. Sert mizaçlı ve haksızlığa tahammülü olamadığından sık kavga ederdi. Kızı Hatice Hanım benim akranımdı. Oğlu Yaşar benden küçüktü. Diğer kızları Emine Hanım en küçükleri idi. Anneleri Hatice Hanım, çalışkan ve becerikliydi.

Sokağımızdaki saygın kişilerden Kolacı Apdullah NUREL Efendi ve ailesi bizim yeni evimizin karşısındaki ahşap 2 katlı ve bahçeli evde oturuyorlardı. Kızı Nimet, Hamiyet Hanımlar ve oğlu Ayhan Bey, anneleri Fatma Hanım idiler. Ayhan, benden küçük olmasına rağmen zeki ve kendisine güvenen bir kişiliğe sahipti. Ben Arap Harfleriyle yazılı eserleri okuyabiliyordum. Ayhan’ın Babasının 8 ciltlik, Mişel Zavako’nun PARDAYANLAR serisini ben okurken Ayhan dinlerdi. Ayhan’ın sesi de güzeldi. Ayhan güzel bir tahsil yaptı. Sonraları İstanbul’da Akbank’ın müdürü olmuştu. Bir gün Kolacı Apdullah Efendi dükkanında benzinle yıkadığı elbiseleri kurutma esnasında; dükkanında infilak oldu. Dükkanın cam ve çerçeveleri sokağa fırladı, kendisi de yandı. Hastaneye kaldırıldı. Yanıkları iyileşti. Fakat dükkân ve mallar çok hasar görmüştü. Bu olay onları çok sarsmıştı.

Aktaş Meydanında senelerce Aktaş kahvesini işleten Kasaplarlı Hüseyin Efendi idi. Bu kahvede yazları şıra da satılırdı. Ben o şıranın tadını hiçbir yerde bulamadım. Bu kahvede sandalye yerine o zaman “peyke” denilen kanepeler vardı. Satılan çay ve kahveler, garson tarafından ocakçıya değişik şekillerle aktarılıyordu. Örneğin garson ocakçıya “aman katakulli 2 çay bir kahve, demli ve okkalı olsun” gibi. Bu kahve mahalle halkının ve Ilıca’ya gidenlerin uğrak yeriydi. Yanında mahallemizin bakkalı Ali GÜNEYKAYA vardı. Bakkaliye malzemesini mahalleli ondan alırdı. Güler yüzlü, sempatik bir ağabeyimizdi. Mahallemizin çok sevilen bir ferdiydi. Babam da kendisini çok severmiş. Bir oğlu ve bir de kızı vardı. Oğlu Zekâi GÜNEYKAYA’da becerisi ve çalışkanlığı ile babasının mesleğini devam ettirdi. Ali Abi’nin eşi Müşerref abla, babamın yakın arkadaşı Kosbak Amca’nın büyük kızıydı. Ben küçükken, annemle Kosbak amcalara misafir giderdik.

Sokağımızın sakinlerinden bir aile de araba tamircisi, şoför Halil Efendi, eşi Emine Hanım, oğlu Mehmet ve küçük kızları Hikmet Hanımdı. Hikmet Hanım, Mehmet’ten çok sonra olmuştu. Emine hanım, tatlı dilli idi. Masalları meşhurdu. Onun masallarını dinlemek için sokak halkı oraya koşardı. Ben de Emine Hanımın çok masallarını dinledim. Araba tamircisi Halil Ustanın hobisi ava gitmekti. Bir gün bir geyikle avdan dönmüştü. Ben de seyretmiştim. O zaman Aladağ’da vurulduğu söylenmişti. Oğlu Ahmet Arabacı benim yaşıtımdı. Oyun arkadaşımdı. O da babası gibi sonraları avcı oldu. Sanat becerisi çok iyiydi. Babasının mesleğini devam ettirdi. Genç yaşta vefat etti. Allah rahmet eylesin.

Sokağımızın renkli simalarından birisi de çıkmaz sokakta oturan Geredeli Hafız Hanımdı. Çok akıllı ve çok zeki olan bu hanım mahalle çocuklarına Kur’an dersi verirdi. Ben talebesi idim. Kur’anı ondan öğrendim. Nur içinde yatsın. Hafız Hanımın meşhur tekerlemeleri vardı. Onları söyleyerek bizleri kandırırdı. Örneğin, “Gâvurlar Müslüman olsun ki, bütün mallarım sizin olsun”, “Ölmüş kargalar gözümü oysun ki, ben görmedim”, “Yıkık duvar altında kalayım ki, o sözleri duymadım” gibi. Mahallede herkesin yardım ettiği Şahine Hanım onun evinde kalırdı. O da el yıkama hastası idi. Mahalleleri dolaşır, sevdiği ailelere kâtibim şarkısını söylerdi.

Bir başka komşumuz Çelep İbrahim Efendi idi. Şamlılar adıyla anılırlardı. Eşi Esma Hanım, biricik oğulları, sonradan Sayıştay Başkanı olan Servet Şamlı Beydi. Bizlerden büyük olan Servet Abi hastalandı. Hava değişimiyle öğrenimine ara vermişti. Ben ortaokulda iken, bazı sınıflara matematik dersine giriyordu. Bazı çözemediğimiz soruları ona sorarak öğrenmeye çalışmıştım. Nur içinde yatsın. Ruhu şad olsun.

Sokağımızda zengin olarak 2 aile bulunuyordu. Birincisi “Öz Bostancılar”, ikincisi “Karacehennem” ailesiydi. Bostancılar ailesinde Rıfat Abi, eşi, oğlu ve sonradan olan Oya ve İpek isimli ikiz kızları vardı. Sokağımızda ikinci ikiz olmuştu. En gösterişli bina Bostancıların binası idi. 3 katlı ve geniş bir ev ile büyük bahçesi vardı. Sokağımızda herkesin su ihtiyacının karşılandığı bir çeşme bulunuyordu. Bu sebil çeşmesi de onlarındı. O zamanlar hiçbir evde su yoktu. Elektrik yoktu. Radyo da ancak zenginlerin evinde bulunuyordu. Sokak halkı su ihtiyacını ibriklerini çeşmeden doldurmak suretiyle karşılıyordu. İkinci Cihan Harbine esnasında; ekmek ve temel gıdalar ancak karne ile alınabiliyordu. Bunları anlatmaktaki maksadım genç kuşaklara o zamanın ekonomik şartlarını, halkın bugünkü anlamda huzuru, rahatı ve eğlence olanağını bulamadığı, çok sade ve yalın bir hayat sürdüğünü anlatmaktır.

Sokağımızın ikinci zengini tabaklıkla uğraşan bekâr ve hiç evlenmemiş olan “Karacehennem” lakaplı komşumuzdu. Yüzü asık, gülmeyen bir duruşu vardı. Evinde kasası olduğu söyleniyordu. Bir sabah bütün sokak halkı, Karacehennem’in gece birileri tarafından parası gasp edilerek; hunharca öldürüldüğünü duyarak, şoke oldu. Sokak halkı hiç beklemediği bu olay sebebiyle sakin ve huzurlu hayatını kaybediyordu. Aylarca konu oldu.

Sokağımızda şekercilik yapan Ahmet Topbaş ağabeyimiz vardı. Yıllarca bekâr yaşamış, 50 yaşından sonra Geredeli Fatma isminde genç bir hanımla evlendi. Adil ve Adnan isimli iki oğlu oldu[1].

2000’li yıllara gelince, sokağımızda yukarda sizlere anlattığım ailelerden şimdi hiçbir aile yaşamıyor. Evlerin bir kısmı harabe gibi duruyor. Bir kısmı yıkılarak arsa haline gelmiş, bir kısmı da apartman olmuş. Sadece Topbaş Ahmet Abinin eşi Fatma Hanım bu sokakta yaşamakta. İşte çocukluk ve gençliğimin geçtiği bu sokakta, neşeli çocukların sesleri yok artık. Çocuklar çember çevirmiyor, çelik-çomak oynamıyor, uçurtma uçurtmuyor, 9 taş ve körebe oynamıyorlar. Sokağımız anılarıyla yalnızlığa bürünmüş; şimdi el değiştiren evlerde, yeni ailelerle yeni yaşamını sürdürüyor.

 

Ben bir “Bolu Sevdalısı” olarak; görevde iken, Bolulu askerlere, Subay ve Astsubaya yardımcı olmaya çalıştım. Emekli olduktan sonra da 1991 yılından 2009 yılının şu anına kadar 18 yıl Bolu Kalkınma ve Tanıtma Vakfı Ankara Şb. Başkanı olarak Bolunun ve Bolulu hemşerilerin sorunlarına yardımcı olmağa çalıştım. 18 yıl devamlı olarak, Ankara!da üniversite ve fakültelerde okuyan fakir öğrencilere burs yardımı yapmak suretiyle genç Boluluların okumalarına yardımcı oldum (bu açıdan Bolunun tanıtılması konusunda 3 kitap yazdım.) bu çalışmalarım gözlerim kapanıncaya kadar da devam edecektir. 2000 den beri de Abant İzzet Baysal Vakfının Mütevelli Heyeti üyeliğini yapmaktayım.

Sokağımızdaki aileler bunlardan ibaret değil. Ben sadece bende iz ve anı bırakanları aldım. Sokağımızdaki diğer aileleri de sizlere tanıtmak isterdim. Ancak, yazı çok büyüyecekti. Dolayısıyla aşağıda sadece isimlerini yazabildiğim ailelerden özür dilerim.

Elmaslar, İsmail Efendi, eşi, oğlu Şefik ve Burhan. Karageyiklerin Safiye Hanım, Şerife Hanım, “Kalaycılar”, “Odacılar”, Şapti lakaplı Arabacı Ahmet Abi ve kardeşi Fatma Hanım, Karelinin Hatice Hanım (Servet Vardarlı’nın Teyzesi), Şoför Emin ve eşi Reside Hanım, oğlu Sabri, kızları Sabiha ve Feriha Hanımlar, Kavarnalı İsmail Abi ve eşi Şeref Hanım, çocukları Duygu ve Abisi Uğur, Şaziment Hanım. Molla Ahmetlerin Emine Hanım ve Eşi. Ayakkabıcı Niyazi Efendi ve eşi, oğlu Tahir Bey. Erzincanlı Emine Hanım, oğlu ve kızı Eczacı Hatice Hanım.

Cevat Alparslan.

Editör Notu: Cevat Paşamız yazdığı bu son eserden sonra da hemen başka bir kitaba giriş yapmıştı. Bolu’daki lehçeler, Bolu’ya ait hikayeler, fıkraları toparlamak için hazırlığını yapıyordu ama 20 Ağustos 2010’da vefat etti.

Dr. Faruk Ermemiş’in Cevat Paşa için düşünceleri:

İslam ve İslam Tarihini bilme bilincinin yaşaması ve yaşatılması dileğiyle!

Saygın, seçkin, özverili, işlerini özenle yapan. Hatır gönül bilen. Herkese yardım eden, sosyal barışı kucaklayan. Hayatını yüce devletine, ordusuna, Boluya adayan. Örnek insan, örnek generalimiz, çok değerli hemşehrimiz, Sayın Cevat Alparslan ve aile bireylerine “Yaşama Sevinci” dolu bir hayatı, sağlık ve huzur dolu bir yaşamı, Yüce Allah’tan diler, sevgi ve saygılarımı sunarım. 06.06.2009.

Yusuf Tuna Dürüst, özverili, memleketini en çok seven, yazar, araştırmacı, Bolu’lu paşam. Seni her zaman saygıyla anacağız

Cevat Alparslan

Bolu’dan Yetişen Seçkin İnsanlar;

Bolu Belediyesi Bolu Araştırma Merkezi Yayınları, 2010 baskısı

Kitap Editörü ve haber Metin Alparslan

 

3 Yorum

  1. marketing

    11 Ocak 2019 at 15:36

    I¡¦ve been exploring for a bit for any high quality articles or blog posts on this sort of house . Exploring in Yahoo I at last stumbled upon this site. Studying this info So i¡¦m satisfied to exhibit that I’ve an incredibly excellent uncanny feeling I came upon exactly what I needed. I so much indisputably will make certain to do not forget this site and give it a look on a relentless basis.

  2. Law School

    24 Ocak 2019 at 22:09

    Great work! This is the kind of information that should be shared across the web. Shame on the search engines for now not positioning this put up higher! Come on over and consult with my website . Thank you =)

  3. Counsellor

    29 Ocak 2019 at 00:30

    Wow! Thank you! I always needed to write on my blog something like that. Can I include a part of your post to my website?

Wordpress Haber Teması Tasarım ve Programlama: Seçkin Talanöz
Araç çubuğuna atla