•  
  •  
Son Dakika
26 Nisan 2019 Cuma

Su

23 Mart 2019 Cumartesi, 17:02

Su kadar temiz, su kadar mülayim, su kadar uysal o kadar da kudretli bir şey yoktur. Suya verilen emir değişmez.

22 Mart Dünya Su Günüydü

Uzun süre düşündüm Dünya Su Günü hakkında ne yazmalı. Başka yazıları da gördüm inceledim ancak Dr.Münir Derman’ın 2 ciltlik Su kitaplarını evvelce okumuştum bunlarla karşılaştırınca gördüklerim çok yavan kaldı.

İlk olarak birinci kitaptan örnekler verelim. Kitap çok uzun, özeti de mümkün değil. Her bir cümlesi başka değerlere sahip. O yüzden baş kısımlarını buraya alacağım. Kalanını isterseniz linkten takip edebilirsiniz.

TEK “O” VARDI

Yer yer değil iken,

SU su idi.

Toprak yoktu.

Güneş yoktu.

Ay yoktu.

Daha yıldızlar bile yoktu.

Saman yolu yoktu.

Aydınlık yoktu.

Yalnız bir Su vardı.

Altta ve üstte…

Alt ve üst diye yoktu amma, biz öyle söyledik…

ALLAH bütün boşluğu ve eserlerini kendi varlığı ile doldurdu.

Kendi kendine vardır demek; Kendi kendine var olmuştur demek değildir. Birbirinden husule gelen varlıklar yokluk demektir.

“Var” bile yoktu.

Bu yokların sonsuzluğunu kavrayan Tek “O” vardı.

ALLAH’ın yarattıklarının başında gelir Su…

Cenab-ı HAKK suyu azîz kılmıştır.

Ve sevmiştir.

ALLAH’ın Celâl Cemâl sıfatının akesttiği ayna su’dur…

Bütün Esmâlar sudan geçer.

ALLAH suyu serbest bırakmıştır.

Su kadar temiz, su kadar mülayim, su kadar uysal o kadar da kudretli bir şey yoktur. Suya verilen emir değişmez.

Dikkat buyrula şu âyete ve derin düşünüle:

“Ve kîle yâ arzubleâi mâike ve yâ semâü âklî vegîzâlmâü….” “Ey arz sularını yut!

Ey semâ sen de yağmurunu tut!” denildi, sular kesildi….

Azîz : İzzetli. Çok izzetli. Sevgili. Çok nurlu. * Dost. * Şerif. * Nadir. * Dini dünyaya âlet etmeyen. * Sireti temiz. * Ermiş. Mânevi kudret ve kuvvet sahibi. * Mağlup edilmesi mümkün olmayan ve daima galib olan manasında Cenab-ı Hakk’ın bir ismidir. * “Ve kiyle ya erdubleiy maeki ve ya semaü akliiy ve ğidal maü ve kudiyel emru vestevet alel cudiyyi ve kiyle bu’del lil kavmiz zalimin : (Nihayet) “Ey yer suyunu yut! Ve ey gök (suyunu) tut!” denildi. Su çekildi; iş bitirildi; (gemi de) Cûdî (dağının) üzerine yerleşti. Ve: “O zalimler topluluğunun canı cehenneme!” denildi.” (Hûd 11/44)

“HER ŞEYİ SUDAN HALKETTİK.”

İnsan vücudu, nebat, hayvan “HAYY” esmâsıyla canlıdırlar.

Ruh sudan halkedilmiş değildir.

Ruh ALLAH’ ın emrindedir.

Sudan yaratılıp HAYY ile canlı, işleyen ve mekânda bir yer tutan varlıklara münasib bir yer olmasından Ruh girer cesede…

Cinler dumansız ateşten, melekler ateşten yaratılmıştır.

Bunlar görünmezler.

Nasıl görünen su buhar olursa, görünmezse onlar da görünmezler.

Vasat değiştirdikleri zaman görünürler.

Yâni insan gözüne mer’i olurlar.

Gündüz yıldız var, görünmezler, gece görünürler.

Yâni göz, onları ancak gece görebilir.

Yazın sıcakta nefes buharı görünmez.

Kışın soğukta nefes buharı görünür.

Yâni göz onu vasata indiği zaman görebilir demektir.

Ruhun ve suyun nasıl yaratıldığı bildirilmemiştir.

Vasat : Ortam. İki şeyin arası. * Orta, merkez, ara. Meydan. Cemiyet muhiti. Yer. İç.

Mer’i : Gözle görülen şey.

HAZRETİ ÜMMÜ EYMEN ve CENNET SUYU

Almışlardı devesini, azığını, su kırbasını… Dövmüşlerdi onu hainler…

Her tarafı çürük içinde…

Çok yaşlı idi.

İzin alarak Resûl’ den.

Görmek için gelmişti kızını son defa Medine’den Mekke’ye…

Sokmadılar onu Mekke’ ye…

Döndü yürüyerek mübarek kadın tekrar Medine’ye…

İki üç gün yürüdü.

Aç, susuz…

Kuvvet kalmamıştı, bacaklarında…

Çöktü orada bir öğle sıcağında kumlar üzerine…

Dudakları çatlamıştı…

Susuzluktan.

Döndü, yalvardı içinden RABB’ ine şöylece:

“Ya İlâhi!

Bu dudaklar senin Habibinin elinden su içmiştir.

Kurutma bunları da hem senin İsm-i Celilini son defa haykırayım! Selâm getireyim Medine’ deki Habibine!..”

Kumdan birden bire çıktı iki el, billûr bir kâse içinde buz gibi su ile…

İçti bunu kanarak.

Kuvveti geldi.

Yürüdü vardı Medine’ye Hazreti Ümmü Eymen…

“Anamdan sonra ikinci anamdır” dediği Resûl-ü Ekremin…

Bu hâdiseye olur mu olmaz mı diye kafanı yorma…

İnanan: “ALLAH kudreti bu!..”

Der geçer, yormaz kendini…

İnanmayan söylüyoruz:

“On beş bin defa hayal olsun!…

Kabul!..”

Bu hâdiseden sonra, Hazreti Ümmü Eymen Sekiz sene daha yaşamıştır.

Susamamıştır bu seneler zarfında…

Halbuki susuz insan âzami beş günden fazla yaşayamaz…

İnanma kudretine bakın…

Hayal diyene söylüyoruz…

İnanmayan manda gibi su içse bu olmaz…

Ne kanar, ne de susuzluğu gider…

Bu su, Cennet suyundandı…

İçen bir daha başka ne arar…

Biz bu kitabta; coşkun gönülleri olan, secdeye başını koyan, kalbindeki çarpan ALLAH lafzını sezenlere, Resûl için canını ortaya koyanlara, İslâm olanlara söylüyoruz.

İnanmayana, kendi kendini unutup insanlık kıymetini kaybedip ben bilirim, âlimim, ben mürşidimi ben şuyum buyum diye gaflette ve dalalette olanlara söylemiyoruz.

Zaten bunlar bu kitabı eline bile alamazlar.

Alsalar bile anlayamazlar.

Anlasalar bile okuyamazlar…

Bu da bu kitabın sırrı…

Selâm olsun bizden size!..

Buyurun kitabı okuyun!..

Hazreti Ümmü Eymen : Eymen’in anası demektir.

Eymen : En meymenetli. En uğurlu. Sağ taraf.

Kırba : (C.: Kıreb-Kırebat) Saka tulumu. Deriden su kabı.

Habib : (Hubb. dan) Sevilen. Sevgili. Seven. Dost.

İsm-i Celil : Celâlet ve celâdet sâhibi, Azîm, mertebesi yüksek İsim ki ALLAH cc dur…

Billûr kâse : Şeffaf, parlak taş, elmas gibi kıymetli, Cam gibi parlayan tas veya çanak.

Hâdise : (C.: Hâdisat, Havadis) Vâkıa, olay. Yeni bir şey, ilk defa olan. Haber.

Lafz : Ağızdan çıkan söz, kelime. * Bir şeyi atmak.

Dalalet : İman ve İslâmiyetten ayrılmak. Azmak. Hak ve hakikatten, İslâmiyet yolundan sapmak. Allah’a isyankâr olmak. * Şaşkınlık.

Gaflet : Dikkatsizlik, endişesizlik, vurdumduymazlık. En mühim vazifeyi düşünmeyip, Cenab-ı Hakk’a itaat gibi işleri bilmeyip, başka kıymetsiz şeylerle uğraşmak. Nefsine ve hevesâtına tâbi olarak Allahı ve emirlerini unutmak.

ASIL “SU” YU TANIMAK

Su için ilim ve fennin her dalında binlerce sahife yazılmıştır.

Kimyagerler, Fizikçileri Mühendisler, Nebatatçılar, Hayvanatçılar, Filozoflar, Biyologlar, Romancılar, Edebiyatçılar, Şairler binlerce sahife karaladılar.

Teologlar Nuh Tufanından…

Suyun kudretinden, feyzinden, bereketinden bahsettiler.

Susuzluktan milyonlarca dudak kurumuştur.

Deniz suyu, mâden suyu, tadlı sular, tetkik edildi.

Kâinatın yaratılışı icabı su vardır müşterek hükmünde durdular.

Ve tekrar suya daldılar.

Netice:

“O mahiler ki derya içredir deryayı bilmezler!

O insanlar ki hava içredir havayı bilmezler!”

Sözü tefsir edildi.

Ve neşir burada durakladı.

Ve bir adım ileri gidemedi.

Çünki suyu anladık dendi:

“Su, sudur o kadar.

Su hayat için lâzımdır.”

Hükmünde sabit kaldılar.

Evet doğru ve öyledir.

Şimdi:

Bu kadar binlerce eser yazıldığı hakkında yazılan bu basit kitab neyi mırıldanıyor acaba?.. Diye akla gelir…

Cenab-ı HAKK kelâmında iki şeyi bildirmemiştir:

1-      ) Ruh nedir? Mahiyeti nedir?

2-      ) Su niçin yaratılmıştır? Neden halk edilmiştir?

Su için herkes şu cevabı verecektir:

Hayatın canlılığın icabı öyledir.

Biz her şeyi sudan halk ettik buyurulur. O hâlde, ALLAH’ ın ilk yarattığı şey ve insan aklına dökülebilen Su’dur.

ALLAH’ ın bildirmemesinde büyük müteâl bir sırr gizlidir.

O sırr da “SU” da gizlidir.

Su görünmez hava olur.

Hava görünür su olur.

Bu görünür ve görünmezin arasında insan gizlidir.

Bu görünme ve görünmemezlik de toprak vasıtasıyladır.

Toprak olmasaydı ne su görünürdü ve ne de hava olurdu. Hava olmayan yerde su yoktur. Su olmayan yerde hava yoktur.

Su bâtın olur görünmez hava olur.

Hava zâhir olur su olur.

Bu bâtın ile zâhir arasında insan gizlidir.

Zâhir ile bâtın arasında insan gizlidir.

“Huve’l- evvelü huve’l- âhirü huve’z-zâhirü huve’l- bâtinü”

Bunların hepsi hudutsuz mühit olan: “Kul hu vellahü ahadü”

Sûresinin sırrıdır.

Bundan dolayı;

“ve cealnâ minel mai külle şey’in”

“Biz her şeyi sudan halkettik” âyeti bildirilmiştir.

İşte bu kitab, bu gizlenmede suda ne gizlidir.

Onu söylemeğe yeltenir.

Asıl Su da işte budur…

Teolog: İlâhiyatçı, tanrı bilimci.

Filozof : Felsefe ile uğraşan, felsefeci.

Biyolog : Biyoloji ile uğraşan kimse, biyoloji uzmanı.

Müşterek : Birlikte, ortak kullanılan. * Elbirliğiyle yapılan, birlik.

Mahi : f. Balık. Semek.

Derya : f. Deniz, bahr.

Tefsir : Mestur, gizli bir şeyi aşikâr etmek. Mânâyı izhâr etmek. * Anladığını anlatmak. Bildiği kadar açıklamak. * Kur’ân-ı Kerim’in mânâsını anlatan kitab. * Ehl-i Hadis ıstılahında Tefsire dâir hadis-i şeriflere Tefsir denilir.

Neşir : Dağıtma, yayma, herkese duyurma.

Hükm : (Hüküm) Karar. Emir. Kuvvet. Hâkimlik. Amirlik. * İrade. Kumanda. Nüfuz. * Kadılık etmek. * Tesir. Cari olmak. * Makam. * Bir dâvanın veya bir meselenin tedkik edilmesinden sonra varılan karar. * Man: Fikirler ve tasavvurlar arasındaki râbıtayı tasdik veya inkâr etmek.

Mahiyet : Bir şeyin içyüzü, aslı, esası. Bir şeyin neden ibâret olduğu, künhü, esası, hakikatı.

Halk Etmek : Yaratmak. İcad. Örneği ve benzeri olmayan bir şeyi yaratmak, ibdâ’ eylemek.

İcab : Lâzım. Gerekli. Lüzum. Sebeb olmak.

Müteâl : Âlî, büyük.

Sırr : Gizli hakikat. Gizli iş. Herkese söylenmeyen şey. * Müşâhedetullah’ın mahalli bulunan kalbdeki lâtife. * İnsanın aklının ermediği şey. Allah’ın hikmeti.

“Sırrını kimseye fâş etme sırrın fâş olur.

Sen kendi sırrını saklayamazsan, El sana nasıl sırdâş olur!..”

Fâş : Meydana çıkmış. Yayılmış. * Anlaşılmış olan. Sırdaş : Birbirinin sırrını bilen. * Sırr saklıyan.

Yeltenmek : Yapamayacağı bir işe girişmek, özenmek, heves etmek, meyletmek.

“Huvel’evvelu vel’ahiru vezzahiru velbatinu ve huve bikulli şey’in ‘aliymun. : O ilktir, sondur, zâhirdir, bâtındır. O, her şeyi bilendir.” (Hadîd 57/3)

“Kul hüvallahü ehad : De ki: O, Allah birdir.” (İhlas 112/1)

“E ve lem yerallezine kefem ennes semavati vel erda kaneta ratkan fe fetaknahüma ve cealna minel mai külle şey’in hayy e fe la yü’minun : İnkâr edenler, göklerle yer bitişik bir halde iken bizim, onları birbirinden kopardığımızı ve her canlı şeyi sudan yarattığımızı görüp düşünmediler mi? Yine de inanmazlar mı?” (Eniyâ 21/30)

SU AHENGİ

Su hakkında asırlardır konuştular, yazdılar amma, bir şey söylemediler…

Bazıları konuşmadılar, yazmadılar, amma konuşmadan sessiz bir çok şeyi ifade ettiler… Biz, bu konuşmayanların, suya bakışlarını topladık…

Suyun nasıl yaratıldığı bildirilmemiştir.

Yalnız her şeyin sudan halk edildiği bildirilmektedir.

Suda, ifade edilemeyen bir ahenk vardır.

İfadeye kalkarsanız bu ahengi bozarsınız…

Zira izah edilebilen şey ahenk değildir.

Bir testinin kullanmağa yarayan kısmı onun içinin boşluğudur.

Suyun rengi vardır kadrosuna girmez.

Kokusu vardır burun almaz.

Tadı vardır dil hissetmez.

Bu sözlerde suyun renksiz rengini, kokusuz kokusunu, tadsız tadını bulacaksınız…

Çünki:

“Biz her şeyi sudan halkettik” buyuruluyor.

Burada ALLAH “Biz” diyor “Ben” demiyor.

Suyu da halk eden O…

“Her şeyi halk etmek için suyu katalizör aracı yaptık.

“HAYY” ı oradan geçirerek tahammül hududuna indirdikten sonra her şeyi ölçülü, hacimli, sıkletli, muradımızdaki plân dahilinde yarattık…

Bu sırrı suda gizledik.

Renk vermedik, koku vermedik, tad vermedik.

Amma bunların hepsini içine gizledik!..”

Sudan mülâyim ve her bulunduğu yere intibak edebilen bir şey yoktur.

Bununla beraber sertlik ve kuvvet de ona galebe çalacak bir nesne yoktur.

Bir damla donarsa koskocaman kayayı çatlatır…

Buhar olursa büyük bir gemiyi yürütür.

Dünyada bunu herkes anlayamaz mücibince hareket edemez.

Bu mevzu da binlerce âlim kitablar karaladılar.

Tabiatı kalıba sokmağa çalışmak sanatkârların cinâyetidir.

Adalet ve ef’al-i İlâhiye’ye karışmak da âlimlerin cinâyetidir.

Mademki içimizdedir.

Bir gün O’nun huzurunda yüzümüzü kızartacak bir harekette bulunmamak lâzımdır.

ALLAH, huzurunda utanmamak ve nefret etmeden kendimize bakmak cesaretinde bulunmak için suyu bize yardımcı verdi.

Suda fizikî bir hassa vardır, ayna gibidir, her şey suya ekseder.

Suyu niçin halk etti?

Ve niçin sudan her şeyi halk etti?

Suyun görünmesi için toprağı halk etti.

Madde olarak ilk yaratılan sudur.

Su, durmadan buhar, hava, yağmur, kar, buz ve tekrar derece derece ve hava hâline inkılâb ediyor…

Bunların biz fizikî olaylarını görür ve tetkik ederiz, değişmeyen bir kanun hâlinde müşahede ederiz.

Hakiki niçin böyledir?

Açıklanması yasaktır…

Tahammül : Yüklenmek. Bir yükü üstüne almak. * Sabretmek. Katlanmak. * Kaldırmak. İfade : Anlatmak. Söylemek. * Fayda vermek, fayda tutmak.

Sıklet : Ağırlık. Mânevi sıkıntı.

Murad : İstenerek, ümid ederek beklenen. Arzu edilen şey. * Gâye. Maksad. Emel.

Mülâyim : Yumuşak. Yavaş. Uygun. Yumuşak huylu.

İntıbak : (Tıbk. dan) Uygun olmak, muvâfakat. Mutabık, mümâsil ve muvâfık olmak.

Galebe : Üstün gelmek. Yenmek. Bozmak. Çokluk. * Bastırmak. * Yeğin olmak.

Nesne : şey, herhangi bir şey.

Mücib : İcabet eden. Cevap veren. Sebeb kabul eden. * İstenileni kabul eden, duâya cevap veren (Allah C.C.). (Bak: Dua)

Mevzu : Bahis. Üzerinde durulan mes’ele. * Aşağılanmış olan. * Konulmuş. Vaz olunmuş. * Uydurma. Doğru ve hakikat olmayan. * Geçer olan, muteber, işlemekte olan, câri.

Cinâyet : Adam öldürmek, katl. (Bak: Cani)

Ef’al : Fiiller, işler, ameller.

Ef’al-i İlâhiye : İlâhi Fiiller, işler, ameller.

Madem : “Değil mi ki…, -diği için,… -diğine göre” anlamlarında sebep göstermek için, başına getirildiği cümleyi daha sonraki cümleye bağlar.

İnkılâb : Başka tarza değişme. Bir hâlden diğer hâle geçme. Başka türlü olma. * Altüst olma. Müşahede : Gözle görmek. Seyrederek anlamak. Seyretmek. * Muayene, kontrol.

Mertebe : Derece. Basamak. Rütbe. Pâye.

Tenezzül : İnme, daha basit hâle gelme.

SU ve Nûr-u M.

Görünen şeyler, ALLAH’ ın mertebe mertebe tenezzülüdür. Görünüşler akla nazarandır.

Her an değişmektedir.

“kulle yevmin huve fiy şe’nin.”

ALLAH, her şeyin evveli, sonu, dışı ve içidir.

“Huvel’evvelu vel’âhiru vezzâhiru velbâtinu”

ALLAH vardı ve onunla beraber başka bir şey yoktu.

“Kânellahü ve lema yekünü meâhü şey’in”

Ruh’ un hastalık ve sağlığı yoktur.

Hastalık ve sağlık kelimeleri cesede ait, aklın hududları içindedir. Hasta vücud yoktur.

Hastalanmış vücud vardır.

Kirli hava yoktur.

Kirletilmiş hava vardır.

Kirlemesi bir iş görüyor demektir.

Kirli su yoktur. Kirletilmiş su vardır.

Her varlık, canlı, cansız, nebat, hayvan, haşere ve insan…

Yaşlanır…

Mevsimler değişir.

Tekrardan tazelenir.

Bu hâl, HAKK Tealâ’ nın “EL BÂKİ” olduğuna, diğerlerinin fâni olduğuna işarettir. Bunları, Cenab-ı ALLAH şirk olmasın diye “BÂKİ” ismiyle; doğuşu, yaşayışı ve ölümü bir hikmet üzere tertip ve irade buyurmuştur.

Nasıl ki:

Resûl Tek’tir.

O da Resûl-ü Ekrem’dir.

Evvel O dur.

Sonu yoktur.

Ruhlarla teması onunla irade etmiştir.

Resûllük Ruhu muâllâlarına mahsustur.

“Nûr-u M.” in tecelli yeridir.

Evvel ve Âhir’ dir.

Resûlullah…

Nebî’ lik Cesedi mübareklerine Can ile birlikte Şahs-ı muâllâlârına kul olarak mahsustur. “Mühr-ü nübüvvet” Hatem’ün Nebi’dir.

Âhir’dir.

Ruhu mübarekleri Cesed-i Mutahhar’larından ayrıldığı zaman Nebi’lik bitmiştir.

Mühr-ü Nübüvvet derhal kaybolmuştur.

Nebi’lik Ehl-i Beyt ile devam eder…

Diğer Peygamberler Nebi’ dirler.

Resûl değildirler.

Bundan dolayı Şeriâtleri Resûl-ü Ekrem’ den sonra mülga olmuştur.

Hepsine Selât-ü Selâm olsun!..

Onun için, bu zamanda birçok putlardan kurtulmak için secde et!..

İçini Nûr-ü Resûl ile yıka.

ALLAH ile doldur.

Ondan sonra yanaş!..

“Ve ilâ- rabbike ferğab!”

Bu kitabı hor görme!..

Su…

Biliyoruz deme!..

Hocanın yolu bir gün deniz kenarına düşmüş…

Beyaz köpükler içinde kabaran su, hoşuna gitmiş.

İki avucunu doldurup ağzına götürmüş.

Tuzlu, içilmez olduğunu görünce, oradan uzaklaşmış….

Biraz ilerde mütevazi bir çeşmeye rastlamış…

Hemen çanağı doldurup kana kana içtikten sonra, denize dönerek:

“Boşuna kabarma!” demiş…

“Su dediğin işte böyle olur!..”

Bu “SU” da bir damla sudur amma…

Amması var.

Hele sabret, dikkatle oku!

Susuz insan ölür.

Susuz hayvan yaşayamaz.

Susuz nebat kurur.

Ölür, yaşayamaz.

Kurur, çatlar.

Bunlar yok olmak değildir.

Dikkat et!..

Gaflet uçurumu buradan başlar…

Su EL HAYY Esmâsmm muhafazası olduğu için susuz “HAYY” çekilir ve cansızlık başlar. Her şey aslına döner toprağa…

Toprak da ortadan kalktı mı su görünmez olur.

Evrende hayat biter…

Fakat su, daima baki’dir.

Çekilir asıl yurduna…

“Cennet’in altından ırmaklar akar…”

Hazret’i Hızır’ı yaşatan su nedir?

Kevser Havzu’dur.

Ab-ı hayat.

Ondan içmiş…

Mertebe : Derece. Basamak. Rütbe. Pâye.

Tenezzül : inme, daha basit hâle gelme.

“Yes’eluhu men fiyssemavati vel’ardi kulle yevmin huve fiy şe’nin. : Göklerde ve yerde bulunanlar, O’ndan isterler. O, her an yeni bir istedirfvaratma hâlindedir.)” (Rahmân 55/29)

“Huvel’evvelu vel’ahiru vezzahiru velbatinu ve huve bikulli şey’in ‘aliymun. : O ilktir, sondur, zâhirdir, bâtındır. O, her şeyi bilendir.” (Hadîd 57/3)

Kânellahü ve lema yekünü meâhü şey’in: ALLAH var idi ve O’nunla beraber bir şey yoktu… EL BÂKİ: Ebedî, dâimi Sonu gelmez. Ölmez. * Sonsuz. * Cenab-ı HAKK.

Fâni : Muvakkat, kaybolan, gelip geçici, devamlı olmayan, misâfir.

Muâllâ : Yüksek, yüce, âli. Makamı ve rütbesi yüksek.

Mahsus : Ayrılmış, tâyin edilmiş. * Herkese âit olmayıp bazılara âit olmuş olan. Yalnız birine âid olan. Hususileşmiş. Müstakil.

Mühr-ü nübüvvet : Peygamberlik mühürü. Peygamberimiz Hz. Muhammedin (A.S.M.) iki omuzu arasındaki (sırtındaki) peygamberlik işareti.

Mutahhar : Temiz. Pâk. Kudsi, paklanmış, Tâhir kılınmış. Mübârek. * Peygamberimizin (A.S.M.) bir ismi.

Nebi’ : Haber getiren. Peygamber. Yeni bir kitap ve şeriatla gelmeyip kendinden evvelki Resülün getirdiği kitap ve şeriatı devam ettiren Peygamber. (Bak: Resül)

Resül : Peygamber. Yeni bir kitap ve yeni bir şeriat ile bir ümmete veya bütün beşeriyete Allah tarafından Peygamber olarak gönderilmiş olan zât. Mürsel de denir. Yeni bir kitap ve şeriatla gelmeyip kendinden evvelki Resülün getirdiği kitap ve şeriatı devam ettirirse, ona Nebi denir. * Haberci. * Huk: Tasarrufta hakkı olmaksızın, birisinin sözünü olduğu gibi bir başkasına bildiren kimse. * Elçi.

Mülga : Ilga edilmiş. Kaldırılmış. Metruk ve lağvedilmiş şey. Terkedilmiş.

“Ve ila rabbike ferğab : ve yalnız Rabbine yönel.” (inşirah 94/8)

Kevser : Kıyamete kadar gelecek Âl, Ashâb, Etbâ’ ve onların iyilikleri, hayırları. * Bereket. * Kesretten mübâlağa. Çokluğun gayesine varan şey. Gayet çok şey. * Pek çok hayır. Hikmet, ilim. Kur’an, Islâm, tevhid. ilm-i Ledün. Ma’rifetullah. * Cennet ırmaklarının kaynakları. * Cennet’te bir havuz veya nehir.

Ab-ı Hayat : Kan. Ebedî hayata sebep olan hayat suyu (diye tâbir edilen) bu kelime, edebiyatta : “çok güzel ifâde, lâtif söz, parlaklık, letâfet” mânalarında geçer. * Tas : Aşk-ı hakiki, aşk-ı ilâhi, ilm-i ledün, mârifetullah’tan kinayedir. Âb-ı Hızır, âb-ı hayvan, âb-ı beka gibi isimlerle de söylenir.

SU – SUSUZLUK – KOKU – GÜL…

Sudan yoksun toprak ne olur?

Suya gönül veren toprak ne olur?

Gül, Gülistan, bağ olur, bahçe olur.

Can olur…

Türk diyârında güzel bir dede adeti vardır.

Ölürken insanın ağzına su akıtırlar.

Zem zem dökerler.

Bir âyeti kerime’de buyruluyor:

“Ölüm hâlinde olan bir kimseye sizden daha yakınız fakat siz göremezsiniz” Resûl-ü Ekrem’in buyruğu buna eklenir:

“Su ikram ediniz!”

Bu su ikram etmek şu demektir:

Hayat sudan başlamıştır.

Sonucu da aynıdır.

Nezaket ve hürmetin bir ifadesidir…

Bütün canlılar suya âşıktır’lar.

O kadar âşıktır ki, aklın kavrayamayacağı kadar büyük olduğundan fizyolojik, hayatî bir ihtiyaç şeklinde tecelli eder.

Canlıların en az dayanabileceği susuzluktur.

Hayat suda devam eder.

Su, meyvelerde tad olur, renk olur, koku olur, canlılarda kan olur.

Mâdenlerde billûr olur.

Buhar olur, yağmur olur, bereket olur, feyz olur.

Su her canlıya, hayvana, nebata, imanlıya, imansıza, küfür içinde olana aynı yakınlığı ve cömertliği gösterir.

Rızkında haram olana da taharet malzemesi olmaması gizlice emrolunmuştur.

Bunda ince bir hikmet gizlidir.

İnsan dinsiz olabilir.

Küfür içinde de olabilir fakat, aldığı rızkın haram olmaması lâzımdır.

Kağıtla taharet alanları düşün…

Rızk başkadır.

Îmân başkadır.

Resûl-ü Ekrem buyurmuştur:

“Haram ile beslenen vücud cennete girmez.”

Dikkat buyurun: Giremez degil, girmez.

Utanmasından dolayı girmeğe hak kazanamadıkları, ne yüzle gideyim demektir.

Resûl-ü Ekrem Diğer bir Hadisinde:

“Rızkın bazen geç kalması bir hikmettir.”

Bu gecikmede kul imtihandadır.

ER- REZZÂK Esmâsını bırakıp EL- HAYY Esmâsıyla huzura çıkmak için kul ne hâldedir, bu ölçülüyor.

Onun için Oruç insanın teklik tarafını takviye için tutulur. Yememek için değil…

“Kul huvellahü ahad”

Oruç bu sürenin engin hududları içinde düşünülürse, insanın tek oluşunu ve HAKK’ tan bir parça olduğunu fiilen ikrardır.

Bu ince mâna altında “Gıybet, Yalan, Haram” orucu bozar.

Oruç, aç durmak değildir.

Orucun hususi ufkunda Erenlerin diyârı gizlidir.

Geceleri uyumayanlar, daima kaaim olanlar, az yiyenler, oruç tutanlar, haramdan kaçanlar az çok;

“Kul huvellahü ahad” Sûresinin sırrına yanaşanlardır.

Rahmetullahî aleyh Hocam söylemişti:

“Ben küçüktüm Ramazandı.

Uzun bir yaz günü.

Çok susamıştım.

Amma kimseye susadığımı söylemedim.

Hocam: “buraya gel!” dedi….

“Dudakların kurudu amma.

Elem çekmediğini bilirim oğlum…

Susuzluğa da sabret.

Ecrini sonra görürsün…

Bir gün gelecek….

Bu dereler, pınarlar, ırmaklar çorak olacak.

Çorak yerler çöle dönecek…

Bu âhir zamanın âlâmetlerinden biridir unutma!..” buyurmuştu…

Su, dünya yüzünde görünen yegâne Cennet taamıdır.

Su, insana can için verilir.

Ruh başkadır.

Can başkadır.

Can emanettir.

Amma kime emanet?..

Cesede…

Cesede rızık verilir.

Cesed canlanır.

Can cesedde iken Ruh gelip cesede oturur.

Çünkü kendine bahşedilen Esmâların tezahür yeri cesed’ dir.

Dilde tad duyulur.

Halbuki bu tadı duyan Ruh’ dur.

Göz görür.

Halbuki gören Ruh’ tur.

Kulak işitir.

İşiten Ruh’ tur.

Ruh’ tad alma, görme, işitme merkezindeki nüvelerden tad alır. Görür.

İşitir…

Bir insan konuşurken duymada sesi kulakta değil, o şahsın ağzından duyarız.

Koku can içindir.

Amma Ruh onu alır.

Cana bir iltifattır.

Koku dünyaya aittir.

Onun için rüyada koku yoktur. Ses, renk, tad vardır.

Resûl-ü Ekrem bir gün Medine’de:

“Rahmani bir nefes alıyorum” buyurmuş.

“Süheyl Yemenî”nin zikrini almış…

“İnnâ lehu hüda nefsi’r- rahmânün min kalbe Yemen”

“Yemen tarafından Rahmanî bir nefes alıyorum.” buyurmuşlardır.

Ruh’ un bir kokusu vardır.

Koku değildir.

Buruna öyle gelir.

Her şahsın ruhunun kokusu muhtelif şekillerde tecelli eder.

Fakat bu Ruh’ un kokusu değildir.

Cesed’ in kokusudur.

Cesed kokar, ter kokar, ağız kokar, nefes kokar, ayak kokar, cild kokar.

Bunlar dünyaya ait kokulardır.

Bâzı cesedler vardır.

Kokmaz.

Çürümez…

Cesedin kokusu; ter kokusu, fena kokular, çıkaran cesede haram rızık girmiştir.

Rızkın pisliği yoktur.

Temizdir rızık…

Nasıl duran bir yemek kokarsa, haram yoldan gelen lokma da vücuddan bir koku çıkarır fena kokar.

Bundan başka vücuddan, burunun almadığı bir koku çıkar haramdan…

İşte bu koku, elbiseyi, ayakkabıyı, vücuduna giydiği her şeyi eskitir.

Bu kokuyu alan burun da mevcuttur.

Unutulmamalıdır ki bu husus Hadis ile sabittir.

Dünyada ne burunlar vardır.

Büyük burun, küçük burun, kırmızı burun, sivri burun, karga burun, sümüklü burun, nezleli burun…

Bâzı burun hastalıkları vardır.

Koku alma hissini yok eder.

Ozena hastalığı.

Bu büyük bir hikmet ve ihtarı haykırmaktır.

Aşağı yukarı tedavisi de henüz bulunamamıştır.

Bir çok nazariyetler ileri sürülmektedir.

Sun’i kokular insandaki fena kokuları gidermek için bulunmuş ve icâd edilmiştir.

Gül kokusu vardır.

Binlerce çicek ve gül cinsi vardır dünya yüzünde…

Bunlar asıl gülün sırrını gizlemek için yaratılmıştır.

Gül tohumunda, goncada, yaprağında, dalında koku yoktur. Kendisine renk geldiği zaman

kokusu dışardan verilir.

Ondan dolayı verilen koku gülden akseder etrafa yayılır.

Resûl-ü Ekrem’in mübarek vücudları gül kokardı.

Amma hangi gül?…

Târif edilemez…

Gülde bir hassa daha vardır.

Ses, müzik, ruhî üzüntü, neş’e güle tesir eder.

Hangi mekanizma ile tesir eder bilmem.

Gül hemen değişir.

Solar…

On beş sene evvel Harward Üniversitesi Profesörlerinden bir Amerika’lı bunun hakkında kitab yazmıştır.

Muhyiddin-i Arabi hazretlerinin “Risale-i Verdiyesi” vardır.

Orada gülün sırrından uzun bahsedilmektedir.

İnsan kendi kokusunu alamaz.

Bağırsağındaki kokuları alamaz.

Zaten insan kendine verilen kokuyu alsa çıldırır.

Rahimetullahi aleyh hocamda devamlı bir koku vardı mübarek terleri târif edilmez bir koku çıkarırdı sorduğumuzda:

“Siz söylüyorsunuz ben anlamıyorum!” derlerdi ve mübarek yüzünde tebessüm belirirdi.

Ruhaniyet-i Resûl-ün teşrif ettiği yerde de târifi mümkün olmayan mutahhar bir koku duyulur ki;

Hüsnü dedenin ölümünde bu kokuyu almıştık.

Bu bahis uzundur.

Diğer kitabımızda bu husus uzun olarak anlatılmıştır.

Merak edenler o kitabı okuyabilirler….

Gül kokusu suda erimez.

Sebebi vardır.

Yağda erir.

“Gül yağı” derler.

Gülde yağ yoktur.

O da yanlıştır.

Güllü yağdır o…

Bu da tesadüf değildir.

HAKK, sırrın çıkmaması için ismini öyle koydurmuştur insan oğluna…

Gül taktir edilerek gül suyu yapılır.

O da güllü sudur ha!…

Daima yüzüne sür bu gül suyunu unutma…

Bilmediğin hassaları vardır o kadar…

Sun’i kokulan sürünmek hakiki İslam için doğru değildir.

Taklittir.

İnce belirsiz bir hakaret olur hakîkî gül kokusuna…

“Ve nahnu akrebu ileyhi minkum ve lakin la tubsirune. : biz ona sizden daha yakınız, ama göremezsiniz” (Vâkıa 56/85)

Nezaket: Naziklik, incelik, zariflik. Kaba olmamak. Edeb, terbiye.

Hürmet : Riâyet. İhtiram. * Haysiyet. Şeref. * Haram olma. Haramlık. * Irz, nâmus gibi başkasına helâl olmayan husus.

Feyz: (C.: Füyuz) Bolluk, bereket. * İlim, irfan. Mübareklik. * Şan, şöhret. * İhsan, fazıl, kerem. Yüksek rütbe almak. * Suyun çoğalıp çay gibi taşması. Çok akar su. * Bir haberi fâş etmek. * İçindeki düşüncesini izhar etmek.

Nebat : (C: Nebatât) Topraktan yetişen, biten her çeşit şey. Bitki.

Taharet : Temizlik. Nezafet. Temizlenmek. * Fık: Habes, necaset denilen maddeten en pis şeylerin veya hades denilen şer’î bir mâninin zevalidir.

ER- REZZÂK : Bütün mahlukatın rızkını veren ve ihtiyaçları karşılayan. (ALLAH)

El HAYY : Varlığı, diriliği her an için olan ALLAH cc.

Takviye : Kuvvetlendirmek. * Kuvvetlendirilmek.

A.i      yi

“Kul hüvallahü ehad : De ki: O, Allah birdir.” (İhlas 112/1)

Kaaim : Ayakta duran. Mevcut. Baki. * Vaktini ibadetle geçiren.

Rahmetullahî aleyh : “Allah’ın (C.C.) rahmeti onun üzerine olsun” meâlinde vefat etmiş müslümanlar için söylenen duâ.

Elem : Ağrı. Acı. Keder. Sancı. Dert. Gam. Kaygı.

Ecr : (C.: Ücur) Bir iş, bir hizmet mukabilinde verilen şey. * Ahirete aid mükâfat, hayır ceza. * Ücret, mukabil, karşılık. Sevab. * Tıb: Kırılan bir uzvun sarılması.

Çorak : Bitkisi iyi olmayan veya hiç bitki vermeyen, verimli olmayan.

Yegâne : Tek, bir.

MÜBÂREK SU

Topkapı sarayı ki bu gün müzedir.

Orada Osmanlı İmparatorluğunun Devlet Arşivi vardır.

Buna “Tomar-1 Osmanî” ismi verilir.

Bunlar 80 santim genişliği 120 santim uzunluğu meşin ciltli, kalın kâğıt yapraklı, ciltlerin kalınlığı 35 santimden 55 santime kadar değişir. “185” cilttir.

Bunlar Padişahlar zamanındaki Devletin arşividir.

Bazılarında da Padişahlar zamanında geçmiş ve aklın ötesine ait mühim hâdiseler de kayıd ve tesbit edilmiştir.

Bunlardan Fatih’in İstanbul’u muhasara ettiği sırada 7. Tomarın ortalarında yazılıdır. Sahifelerde numara olmadığından böyle söylüyoruz.

Fatih’in ordusunda saka başı ki ismine “Derya Ali Efendi” demişlerdir.

Bunun hâdisesi meşhurdur.

Fatih’in ordusu “Tuzcu Mehmet Efendi” “Koyuncu Baba” gibi bir çok kerametleri zuhur etmiş, hâdiseye vesile olmuş mübarek insanlarla doludur.

Türk diyârında sebiller, çeşmeler, sarnıçlar suya verilen kıymetin tezahürleridir.

Susuz köpek hikâyesi…

“Her ciğeri yanana su vermekte ecir vardır”

Hadis-i Şerîf

Ecir demek “iltifat-i ilahiye” demektir.

Susuz bir köpeğe eliyle su içiren bir fahişeyi Cennet-i Âlâ’da görüyorum.

Kedisini susuzluktan öldüren bir saliha kadının cehennem azabını görüyorum.

Bu hadisde, suya hürmet ve hürmetsizlik vardır.

Merhamet ve merhametsizlik mes’elesi değildir.

Şefkatin özü suya bağlıdır.

“Merhamet 14 de bir Nebi’liktir” buyurmuştur Resûl-ü Ekrem bir Hadisinde…

Sudan yaratılmış bir canlıya su vermemek hürmetsizliktir.

Bize merhamet şeklinde görünür.

Dünya yüzme şampiyonu su içerken boğulmuştur.

Fahrettin-i Razi’ nin tefsirinin ikinci cildinin mukaddimesinde yazılıdır.

Fahrettin-i Razi ve sinek hikayesi…

“Harü’n- nâsi men yenfeu’n- nâse fi’l- mâi”

“İnsanın en hayırlısı susayana su verendir.” (Hadis)

“Emri’l- Kays”

Toprağa soğuk su dökmüşler.

Dudakları çatlamış, bir direğe çocuk bağlıdır.

“Keşke toprak olsaydım!” demiş.

“Yâ leytenî küntü turâbâ”

ALLAH kelamında:

“Kaf ‘ Sûresinin 9. Âyetinde :

“Biz Semâ’ dan Mübarek su indirdik. Sudan her şeye hayat verdik. Yoksa inanmıyor 

musunuz?…” Buyurulmuştur.

Cenab-ı HAKK bir çok şeylerden bahsederken “Mübarek” lâfzını söyler.

Bu kelimenin Arapçadan başka dilde mukabili yoktur.

Kelime olarak.

Mübarek zeytun ağacı Mübarek Mekke Mübarek su

Mübarek beraat gecesi…

Mübarek kelimesiyle HAKK kendi yarattıklarını tenzih ediyor.

Kendi Ecel-li Âlâlarını tesbih ediyor.

Mübarek lafzını yerinde kullanmak ALLAH’ın yarattıklarını tesbih olur.

Dikkat edilmelidir.

Mübarek kelimesinin bir de gizli bir mânası vardır.

İzah edilemez.

“Hamden kesiran teyyiben mübareken fihî”

“İçinde bir hamd, çokluk, temizlik, bereketli oluş olarak…” de bu gizlidir.

Resûl-ü Ekrem Cemmate namaz kıldırırken arka saflarda Sahabe, Resûl-ü Ekrem: “Semihallahü limen hemide hu”

Dediği anda içinden, yukarıda söylenen mübarek sözleri söylemiş. Resûlullah selâm verdiği zaman :

“Söylediğin ne güzeldi!” buyurmuştur.

Onu yalnız Resûl-ü Ekrem duymuş…

Halbuki namazda emrolunan âyet ve elfazdan başka söz beşeridir. Namazı bozar.

Namaz mü’minin Ruhî mi’racı’ dır.

Mi’rac’da cesedi ona, Resûl’ den başka kimse refakat ettiremez.

Resûl-ü taklid olur.

Cebrail bile :

“Bir adım öteye geçemem yanarım!” demiştir…

Bu bahis uzundur.

Yeri değildir burada izah etmek….

Namazda beşer kelâmı, yemek, namazı bundan dolayı bozar. Mi’racda cesedî iştirak olur burada.

Bu sözlerimiz herkese ait değildir.

İzahı uzundur.

Mevzu dışına çıkarız söz uzar.

Anlayanlar anlar o kadar…

İçinizden geçer, bu satırları karalayan bunları biliyor mu?

Bilmesek mırıldanmayız.

Azabdan korkarız.

Cenab-ı HAKK en iyi bilendir…

Tomar: Dürülerek boru biçimi verilmiş deri, kâğıt.

Arşiv : Belgelik.

Muhasara : Etraftan çevirmek. Kuşatmak. Düşmanı etraftan sarmak. Abluka etmek.

Keramet : Allah (C.C.) indinde makbul bir veli abdin (yâni, âdi beşeriyyetten bir derece tecerrüd edebilen zatların) lütf-u İlâhî ile gösterdiği büyük mârifet. Velâyet mertebelerinde yükselen bir abdin hilaf-ı âdet hâli. * Bağış, kerem. * İkram, ağırlama.

Vesile : (Vâsile) Bahane, sebeb. * Fırsat. * Elverişli durum. * Vasıta. Yol. * Pâye, rütbe. *

Baba. * Kurbiyet. * Kendisi ile başkasına yaklaşılan şey. * Cennet’te bir menzil adı. (El – Vesiletü menziletün fi-l Cenneti hadis-i şerifi bunu te’yid ediyor.)

Sebil : Açık ve büyük yol. Büyük cadde. * Allah rızası için su dağıtılan yer.

Tezahür : Meydana çıkma, belirme, görünme. Gösteriş. * Birbirini korumak, birbirine arka olmak. * Arkalaşmak; yâni birbirine yardım etmek. * Avretine zıhar etmek, yani zevcesinin arkasını validesinin arkasına teşbih ederek “zuhruki kezuhri ümmî” demek.

Cennet : Allah’a (C.C.) inanan ve O’na ibadet ve itaat edenlerin, iman ve İslâmiyyet’e ihlâs ve sadâkatle hizmet edenlerin, Kur’ana bir hizb-ül Kur’ân olarak mücâhidâne bir sûrette hizmetkâr olan mücâhidlerin, cihâd-ı diniyye erlerinin âhirette fazl-i İlâhi ile gidip ebediyyen içinde kalacakları mekân ve mesken. Cennet’in varlığını bütün peygamberler, onların yolundan giden âlimler ve ermiş kişiler, evliyalar ittifakla haber vermişlerdir. Esasen Allah’ın adaleti,

Cehennem gibi Cennet’in de varlığını gerektirir. İnananlar, ölümün; ebedî bir hiçlik değil, ölümsüzlüğe geçiş, sevdikleriyle buluşacakları âhiret âlemine bir yolculuk olduğuna inanıyorlar ve bunalım içinde değil; mutluluk içindedirler. İnananların ve iyilerin bu hâlleri Cennet’in varlığını gösteren hayattaki belirtilerinden biridir.Cennetin tabakaları : Dâr-ül-Celâl, Dâr-üs- Selâm, Cennet-ül Me’va, Cennet-ül Huld, Cennet-ün Naim, Cennet-ül Firdevs, Cennet-ül Adn, Cennet-ül Vesile.

Mukaddime : Evvel gelen. Öne geçen. Her şeyin evveli. * Bir kitapta asıl maksada başlamadan evvel kitapda olan bahisler hakkında ve kitabın muhteviyatına dâir yazılan makale, önsöz. * Alın. Nâsiye. Alındaki perçem.

“İnna enzernakum ‘azaben kariyben yevme yenzurulmer’u ma kaddemet yedahu ve yekululkafiru ya leyteniy kuntu turaben. . Biz, yakın bir azap ile sizi uyardık. O gün kişi önceden yaptıklarına bakacak ve inkârcı kişi: “Keşke toprak olsaydım!” diyecektir.” (Nebe’ 78/40)

“Ve nezzelna mines semai maem mubaraken fe embetna bihi cennativ ve habbel hasiyd : Gökten bereketli bir su indirdik, onunla bahçeler ve biçilecek daneler bitirdik.” (Kaf 50/9)

Semihallahü limen hemide hu : ALLAH hamdedenin hamdini duyar.

Elfaz : (Lafz. C.) Lafızlar. Sözler. Lügatlar.

Mi’rac : Merdiven, süllem. * Yükselecek yer. * En yüksek makam. * Huzur-u İlâhî. Peygamberimiz Hz. Muhammed (A.S.M.) Efendimizin, Receb ayının 27. gecesinde Cenab-ı Hakk’ın huzuruna ruhen, cismen, hâlen çıkması mu’cizesi ki; en büyük mu’cizelerinden birisidir

Refakat : Arkadaşlık, beraberli

evet bizde yer bitti amma Dr.Münir Derman’da su bitmedi. Merak edenler 1nci cildin devamını şu linkten takip edebilirler.

http://ekberiyye.net/webdosya/su%201.htm
Wordpress Haber Teması Tasarım ve Programlama: Seçkin Talanöz
Araç çubuğuna atla